Hosgeldin. Senin Icin Burdayız. SakIayacak bir seyin yoksa, korkacak bir seyin de yok demektir.

Kızılderili Maya halkları tarafından kurulan Kolomb öncesi Amerika uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan Mezoamerika bölgesinde hüküm sürmüştür. Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde hâlen konuşulan 21-44  Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. Bu uygarlık MÖ 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 3. yüzyılda altın çağına (klasik dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900'e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir. Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, hâlen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar.
“Eski Mayalar”ın (Mayalar'ın bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí, Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın, ve Guatemala’daki Ko'woj Mayaları'nın başkenti Zacpetén’in  alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz) Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.
Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin aşağı toprakları “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatan Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.
Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır), Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır. Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar. İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askerî zaferlerin betimlendiği, Mayalarca tetun (“ağaç-taş”) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Ön-Türkler gibi Mayalar da yeşim taşına özel bir önem vermişlerdir.

Çin'in ve Japonya'nın güneyinde, Filipinler'in kuzeyinde bir adadır. Günümüzde Tayvan adı, Tayvan (Formoza) adasıyla birlikte Büyük Okyanus'undaki Lanyuve Lüdao adaları, Tayvan Boğazı'ndaki Penghu, Matzu ve Kinmen adaları gibiÇin Cumhuriyeti yönetimi altındaki topraklara işaret etmektedir.
Tayvan'ın başkenti Taipei'dir. Tayvan adası Çin'in güneydoğu sahillerinden 200 km uzakta Tayvan boğazının karşısındadır.Yengeç dönencesi (23°5N) adanın ortasından Jiayi şehrinin yakınlarından geçer. Yüzölçümü 35.801 kilometrekare'dir. Doğu kıyıları oldukça dağlıktır. Kuzey-güney yönünde uzanan dağlar adanın 2/3'lik bölümünü oluşturur. Batı sahili ise düzdür; nüfusun büyük kesimi burada yerleşmiştir. Adanın uzunluğu yaklaşık 400 km; eni ise en geniş yerinde 144 km'yi bulur. Tayvan'ın en yüksek doruğu Yu Shan, 3.952 metredir. Adada Yu Shan'dan başka 3500 metreyi aşan beş doruk daha vardır.

Tayvan'da sub-tropikal iklimi görülür. Kış ayları genelde yağışlıdır. Mayıs ayında ise "Erik Yağmurları" görülür. Haziran-Eylül arasında oldukça sıcak ve nemli bir hava hakimdir. Kimi zaman Ağustos - Eylül aylarında şiddetli tayfunlar meydana gelir.

Tayvan'da ilk insan yerleşimleri günümüzden 30.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. 4.000 yıl önce ise bugün Tayvan aborijinleri olarak bilinen yerlilerin ataları adaya yerleşmiştir. Çinlilerin Ming Hanedanlığı döneminden başlayarak adaya yerleştikleri bilinmektedir.

1544'te adaya çıkan Portekizli denizciler buraya güzel ada anlamına gelen Ilha Formoza adını vermişler, ancak Tayvan'ı sömürgeleştirmeye kalkmamışlardır. Kısa süreli Hollanda Koloni Döneminin (1624-1662) ardından Tayvan Çin'e bağlanmıştır. Birinci Çin-Japon Savaşının ardından Qing Hanedanlığı tarafından Japonya'ya terk edilen ada, 1895-1945 yılları arasında Japon kolonisi olarak kalmış, 1945'te II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra, o dönem Çin'e hakim olan Çin Cumhuriyeti'ne  iade edilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Çin'de Milliyetçi Parti ile Komünist Parti arasında devam eden iç savaş 1949'da Komünist Partinin kesin zaferiyle sona ermiştir. Tayvan'a sığınan KMT lideri Chiang Kai-Shek Olağanüstü Hal ilan ederek, KMT dışında her tür partinin faaliyetlerini yasaklamıştır.

Soğuk Savaş nedeniyle Batıyla tüm ilişkileri kopan Çin'i, 1970'lerin başına kadarBirleşmiş Milletler'de Tayvan'daki Çin Cumhuriyeti temsil etmiştir. 1970'lerde ABD'nin Pingpong Diplomasisi sayesinde Çin ile ABD ilişkileri düzelmiş, ve Çin Halk Cumhuriyeti (PRC) tüm Çin'i temsilen BM'ye kabul edilmiştir.

1975'te Chiang Kai-shek'in ölümü üzerine başlayan Tayvan'ın demokratikleşme süreci, 1978'de Başkanlığı devralan Chiang Ching-kuo döneminde hızlanmıştır, 1948'de yürürlüğe giren Olağanüstü Hal, 1987 yılında nihayet sona ermiştir. 1996 yılında seçimle işbaşına gelen ilk Tayvan Başkanı Lee Denghui'yi 2000 yılında Tayvan Bağımsızlığı taraftarı Chen Shuibian takip etmiştir.

Tek Çin politikası uyarınca 1971'de Birleşmiş Milletlerin Çin Halk Cumhuriyeti'nin kabulü ve çoğu devletin Tayvan'ı tanımaktan vazgeçmesi Çin Cumhuriyetini dış ilişkiler alanında zor durumda bırakmıştır. Tayvan 1970'lerden bu yana, BM veWHO, UNESCO gibi çeşitli BM kuruluşlarına yeniden katılabilmek için büyük bir çaba içerisindedir. Tayvan, Olimpiyatlar gibi uluslararası organizasyonlara ise Chinese Taipei ismiyle katılmaktadır.

Günümüzde ise, diplomatik olarak Çin Cumhuriyeti'ni tanıyan çoğu Afrika ve Orta Amerika'daki küçük ülkelerin dahil olduğu 23 ülke vardır. Buna karşılık pek çok ülke Tayvan'da yarı resmi temsilciliklerle (Örneğin, ABD Amerikan Kültür Derneği tarafından) temsil edilmektedir.
Pasifik Okyanusu'nun batısındaki coğrafyada konumlanan bir Güneydoğu Asya devletidir. Ülke irili ufaklı 7.107 adet ada ve adacıktan oluşur. Ancak ülkeyi oluşturan üç ana coğrafi kara parçası vardır. Bunlar Luzon, Visayas ve Mindanao'dur. Ülkenin başkenti Manila iken, en kalabalık şehri Quezon City'tir. Bu iki kent de Büyükşehir Manila yönetimsel birimine bağlıdır.
Filipinler'in deniz aşırı komşuları kuzeyde Tayvan ve Çin, batıda ise Vietnam'dır. Filipinler'i kuzeyde Luzon Boğazı, batıda ise Güney Çin Denizi çevrelemektedir. Ülkenin güneydoğusunda bulunan Sulu Denizi'nin karşı kıyılarında Borneo adası uzanır. Güneyde ise, Celebes Denizi ülkenin diğer adaları ile Endonezya'yı birbirinden ayırır. Filipinler'in batısında Filipin Denizi ve Palau ada ülkesi bulunur. Filipinler Pasifik Deprem Kuşağı'nda yer alır. Bunun için ülkede deprem sıklığı ve yıkıcılığı fazladır. Ayrıca ekvatora yakın yerleşim konumu, Filipinler'i tayfun felaketine eğilimli hâle getirmektedir. Bununla birlikte, ülke doğal kaynaklar açısından zengindir. Filipinler, dünyadaki biyolojik çeşitliliğin en fazla olduğu ülkelerden biri olup devlet sınırları dünya yüzeyindeki 342.353 km²'lik alanı kaplar, Filipinler dünyanınen büyük yüz ölçümüne sahip 64. ülkesidir.
Ülke yaklaşık 100 milyonluk nüfusuyla, Asya kıtasının en kalabalık 8. ülkesidir. Dünyanın ise en çok nüfus barındıran 12. ülkesidir. Ek olarak 12 milyon Filipinlinin yabancı devleterde yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu yönüyle Filipinliler dünyanın en büyük kopuntularından (diaspora) birini oluşturmaktadır. Filipinler çok kökenli ve mozaik kültürlü bir demografik yapıya sahiptir. Tarih öncesi devirlerde, ülkedeki ilk yerleşimleri Ön Avustralya ırklarından olan Negritoların başlattığı düşünülmektedir. Bu boyun başlattığı göç hareketini, diğer Avustronezyan ırktan olan boylar takip etmiş ve Filipinler Avustronezyan ırk için yeni bir yerleşim alanı olmuştur. Ülke topraklarında tarih boyunca, Çinliler ile Malay, Hint ve İslami kökenli hanedanlıkların egemenlik savaşı hüküm sürmüştür. MS 900-1521 yılları arasında ise Filipinlerde Datu, Rajah, Sultan ve Lakan boylarının kurduğu devletler hüküm sürmüştür.
1521'de Filipinler'e Ferdinand Magellan'nın gelmesi, ülkedeki İspanyol sömürgeciliğinin başlangıcı olmuştur. 1543'te İspanyol kâşif Ruy López de Villalobos bu takımadalara İspanyol kralı II. Felipe'nın onuruna Las Islas Filipinas adını vermiştir. Seyahatine Meksika'dan başlayarak 1565'te takımadalara ulaşan Miguel López de Legazpi, buradaki ilk İspanyol yerleşimini kurmuştur. Filipinler 300 yıldan daha fazla bir süre, İspanyol İmparatorluğu'nun bir parçası olarak kalmıştır. Bu durum, ülkede Roman Katolikliğin baskın hâle gelmesiyle sonuçlanmıştır. Bu dönemde, Manila Asya ve Amerika kıtaları arasındaki ticaretin yönetildiği bir stratejik merkez hâline gelmiştir.
19. yüzyılın bitimiyle son dönemlerinde; Filipin Halk Uyanış Hareketi hızlı bir şekilde genişlemiştir. Bu hareket sonucunda ilk Filipin Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bu devlet uzun ömürlü olmamış; Filipinlilerin bağımsızlık isteğine karşı Amerika Birleşik Devletleri bu ülkeye savaş ilan etmiştir. Filipin-Amerikan Savaşı, ABD'nin kesin galibiyeti ile sonuçlanmış, savaşta yaklaşık 1,5 milyon Filipinli hayatını kaybetmiştir. Bunu takip eden yıllarda, ülke Japon işgaline uğramıştır. Ancak Birleşik Devletler, takımadalardaki egemenliği yeniden sağlamıştır. Ülkedeki Amerikan egemenliği 1945'e kadar sürmüştür. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Filipinler'in bağımsızlığı dünya devletleri tarafından tanınmıştır. Bu zamandan beri, ülkede kargaşalı bir demokrasi deneyimi sürecine girilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısında ülkedeki demokratik düzen bozulmuş ve Ferdinand Marcos ülkedeki tüm gücü ele geçirmiştir. Bunun üzerine 1986'daki "İnsanların Gücü Hareketi" olarak bilinen olaylardan sonra Marcos yönetimi devrilmiştir. Bugün Filipinler, kalabalık nüfusu ve ekonomik potansiyeli ile orta güç devletlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ülke; Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, ASEAN ve Doğu Asya Zirvesi örgütlerine üyedir.
Karayiplerde bir ada ülkesi. Küba, Isla de la Juventud ve birçok takımadaların yanı sıra, başlıca Küba adasından oluşur. Havana, Küba'nın en büyük şehri ve ülkenin başkentidir. Santiago de Cuba ikinci en büyük şehirdir. Küba'nın kuzeyinde Birleşik Devletler(150 km uzaklıkta), batısında Meksika, Bahamalar, güneyinde Cayman Adaları ve Jamaika, ve güneydoğusunda Haiti ve Dominik Cumhuriyeti uzanır.
28 Ekim 1492'de, Kristof Kolomb karaya çıktı ve şuan Küba'ya ait olan adada İspanya Krallığı için hak iddia etti. Küba, 1898'de biten İspanya-Amerika Savaşına kadar İspanya'nın bir toprağı olarak kaldı, ve 1902'de Birleşik Devletler'den resmi bağımsızlık kazandı.
Küba 11 milyonu aşkın insanın yurdudur ve Karayipler'de en geniş yüzölçümüne sahip olmanın yanı sıra en kalabalık ada milletidir. Ada, etrafındaki sular tarafından ılıklaştırılmış bir tropikal iklime sahiptir. Aynı zamanda Karayip Denizi'nin sıcak suları ve adanın Meksika Körfezi'nin karşısında olması adayı kasırgalara açık hale getirmiştir. 1232.5 km uzunluğundaki Küba Adası yeryüzündeki en büyük 13. adadır.
Küba yerlileri; Küba'nın ilk sakinleri Güney Amerika'dan adaya gelen Guanahatabey ve Kiboni Yerlileriydi. Adaya daha sonra yerleşen Taynolar (Antil Aravakları) çömlek ve alet yapımında belirli bir düzeye ulaşmış tarımcı ve barışçıl bir halktı. İspanyolların adada ilk koloniyi kurduğu sırada çoğunluğunu Taynoların oluşturduğu Yerlilerin sayısı 80-100 bin dolayındaydı.
Kristof Kolomb'un birinci yolculuğunda keşfederek (28 Ekim 1492) İspanyol toprağı ilan ettiği Küba'da ilk kalıcı yerleşim 1511'de kuruldu. Sömürgecilerin baskı ve sömürüsü, salgın hastalıklar, açlık ve göçler yerli nüfusunu 5 bine kadar düşürdü. 18. yüzyıla girilirken bölgede sağlanan barış ve düzenle birlikte sömürgenin nüfusu 50 bine ulaştı. İspanya'dan düzenli gemi seferlerinin başlaması Havana'nın ticari ve stratejik önemini artırdı. Bu arada hayvancılığın, tütün ve şekerkamışı üretiminin artırılması ve işgücü için Afrika'dan çok sayıda köle getirilmesi adada köklü bir değişim yarattı. 1865'te köle ticaretinin sona ermesiyle ortaya çıkan işgücü açığını kapatmak için adaya sözleşmeli işçi olarak Meksika yerlileri ve Çinliler getirilmeye başladı.
19. yüzyılın sonlarından itibaren İspanya'nın şeker üretimi ve ihracatı için gerekli işgücü, sermaye, makine, teknik beceri, ve pazarları sağlamada yetersiz kalması Küba'yla olan siyasi ve iktisadi bağlarının giderek zayıflamasına yol açtı. Bu ortamda ABD'li işinsanları şeker üretiminde ve ticaretinde güç kazanmaya başladı. İspanyolların adada gelişen özerklik talebine ödün vermemesi ve vergileri daha da artırması, On Yıl Savaşı'nın (1868 - 1878) başlamasına neden oldu. Sonunda İspanya Zanjon Sözleşmesi'yle (1878) siyasal ve ekonomik reformlar yapmaya söz verdi. Adada sağlanan barış ortamı ekonomik bunalımın derinleşmesi yüzünden uzun süreli olamadı.1895'te sürgündeki Kübalı şair ve gazeteci Jose Marti'nin sürgündeki siyasi örgütleri bir araya getirmesiyle gerilla taktiklerine dayanan bir bağımsızlık savaşı başladı. Buna karşı İspanya adaya 200 bin asker çıkardı. Savaş ortamının adadaki şeker üretimini durma noktasına getirmesi üzerine ada ekonomisinde etkin durumda olan Amerika Birleşik Devletleri'nin Havana limanında demirli Maine Gemisi'nin batırılmasını bahane ederek İspanya'ya savaş açmasına neden oldu.
İspanya'nın İspanyol - Amerikan Savaşı (1898) sonunda yenilmesinin ardından imzalanan Paris Antlaşması çerçevesinde öngörülen Küba'nın bağımsızlığı 1 Ocak 1899'da Amerika Birleşik Devletleri işgali altında yürürlüğe girdi. Küba Devleti'nin siyasal ve ekonomik çerçevesini belirleyici önlemler alan Amerika Birleşik Devletleri, Küba'nın iç ve dış ilişkilerinde söz sahibi olma ve Guantanamo Koyu'nda bir deniz üssü kurma hakkını aldıktan sonra birliklerini adadan çekti. (1901) İkinci Amerika Birleşik Devletleri müdahalesinden (1909) sonra seçimleri kazanan liberallerin adayı Jose Miguel Gomez döneminde rüşvet, yolsuzluk ve sosyal adaletsizlik üzerine kurulu bir yönetim biçiminin yolunu açtı. Özellikle Afrika kökenli kübalıların siyasal haklar ve daha iyi iş olanakları için giriştiği eylemler sert biçimde bastırıldı. Gomez'le birlikte örtülü bir diktatörlüğe dönüşen cumhurbaşkanlığı çoğu kez hileli seçimler ve askeri baskı yoluyla ele geçirilen bir makam durumuna geldi. 1933'te Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğiyle Gerardo Machado'yu deviren Fulgencio Batista, en ünlü diktatör olarak uzun yıllar Küba yönetimine damgasını vurdu. Batista zamanında tarım ve hayvancılığın yanı sıra turizm ve kumarhane işletmeciliği de önemli bir gelir kaynağı haline geldi. Buna karşı işsizlik oranın yükselmesi, nüfusun büyük çoğunluğunun yoksulluk içinde kalması ve ekonominin giderek daha da dışa bağlanması Batista yönetimine karşı etkin bir muhalefetin doğmasına yol açtı.
1950'lerde komünist rejimi ele alan gruplardan birine liderlik eden Fidel Castro, Moncada Kışlası'na düzenlediği başarısız bir baskından (1953) dolayı bir süre hapis yattı. Daha sonra Meksika'ya giden Castro 1955'te 26 Temmuz Hareketi'ni başlattı. Arjantinli devrimci Che Guevara'nın da yer aldığı örgütün Aralık 1956'da Küba'da başlattığı gerilla hareketi, zamanla öteki gruplardan da destek alarak Batista'ya bağlı birliklere önemli darbeler indirdi. 1 Ocak 1959'da diktatör Fulgencio Batista'nın Küba'yı terketmesinin ardından Fidel Castro'ya bağlı bin kişilik bir kuvvetin Havana'ya girmesiyle yeni bir yönetim başladı.
İktidara geldikten sonra köklü toprak reformu gibi adımlarla geniş bir kesimin desteğini kazanan Fidel Castro, ittifak kurduğu Küba Sosyalist Halk Partisi ile birlikte yönetime ağırlığını koydu. Toprak kamulaştırmalarından zarar gören Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinin baskısıyla Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin uygulamaya başladığı iktisadi ambargo ve bunu izleyen Domuzlar Körfezi Çıkarması, Castro'nun SSCB ile yakın bir ilişkiye girerek sosyalist bir çizgiye yönelmesini hızlandırdı. Ertesi yıl Küba'ya yerleştirilen Sovyet füzeleri yüzünden patlak veren Ekim Füzeleri Bunalımı'nda Sovyet lideri Nikita Kruşçev'in geri adım atması Küba'nın SSCB ile olan ilişkilerini bir ölçüde bozdu.1960'larda Amerika Birleşik Devletleri baskısı yüzünden artan askeri harcamalar ekonomide sarsıntıya yol açtı. Aynı dönemde Küba, Latin Amerika'daki devrimci hareketlere verdiği destekten dolayı diplomatik yalnızlığa itildi.
1970'lerde ekonomide başlayan düzelme ile birlikte parti ve devlet istikrarlı bir yapıya kavuşturuldu. Bu arada Castro'nun yönetimdeki etkinliği de pekiştirildi. 1979 - 1982 arasında Bağlantısızlar Hareketi'nın dönem başkanlığını yürüten Küba'nın SSCB ile olan ilişkileri doğrultusunda Angola ve Etiyopya'ya asker göndermesi, bağlantısız bir ülke olan Afganistan'ın SSCB tarafından işgal edilmesine tepkisiz kalması Üçüncü Dünya'da bazı tepkilerle karşılaşmasına yol açtı. 1980'de Kübalı rejim muhaliflerine Amerika Birleşik Devletleri'ye gitme izninin verilmesinden sonra göç eden 120 bin Kübalı arasında adi suçluların ve akıl hastalarının bulunması ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Grenada'ya müdahalesi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi. 1990'da Doğu Bloku'nu saran değişim dalgası siyasi olarak Küba'yı etkilemedi.
Soğuk Savaş sonrasında kesilen Sovyet yardımı yüzünden iktisadi bir açmaza sürüklenen Küba, turizm yatırımlarına yöneldi ve kısıtlı da olsa özel yatırımlara izin verildi. Yine bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerde kısıtlı bir iyileşme görüldü. 1990'ların sonlarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği'ne yakınlaşan Küba, Latin Amerika'da da (özellikle Venezuela ve Bolivya) yeni müttefikler buldu. 31 Temmuz 2006'da Fidel Castro başkanlik görevlerini kardeşi Raul Castro'ya devretti ve 19 Aralık 2007'de koltuğunu bıraktı.Küba, devrim sonrasında hızlı bir yapılanma dönemi geçirmiştir.
Karayip Denizi'nin doğusunda, Küçük Antiller ada grubundaki bağımsız bir ada ülkesi. Ülkeye adını veren iki büyük ada ve çeşitli adacıklardan meydana gelir. Başkenti, Antigua adasındaki St. John's'dur.
Yerli halklar MÖ 2400 yıllarında buraya yerleşmişlerdi. Kristof Kolomb, 1493'teki ikinci seyahatinde Antigua'ya çıkmış ve İspanya'daki Santa Maria de la Antigua kilisesine atfen adaya Antigua adını vermiştir. 1632 yılında İngiliz kolonisi hâline geldi. 1666'daki kısa süreli Fransız işgaline rağmen İngiliz idaresinde kaldı. İlk İngiliz yerleşimciler bölgenin en eski sakinlerinden Karayip yerlilerinin saldırılarına da maruz kaldılar. Adada önceleri tütün yetiştirilirken 17. yüzyılda, daha kârlı olan şeker üretimine geçildi.
1678 yılında Barbuda da İngiliz kolonisi hâline getirildi. Monark, 1685 yılında adayı Codrington ailesine verdi. Ada bir köle yetiştirme merkezi olarak planlanmıştı ancak bu plan gerçekleşemedi; zira buraya yerleştirilen köleler kendi düzenlerini kurarak yaşamaya başladılar.
1834 yılında köleliğin kaldırılması şeker üretimini sıkıntıya soktu. 1843 depremi ve 1847 kasırgası adaların ekonomisinin iyice kötüleşmesine neden oldu. 19. yüzyılın sonunda Barbuda tekrar kraliyete devredildi zamanla tamamen Antigua'ya bağlandı. 1956 yılında Leeward Adaları kolonisi dağıldı ve 1958 yılında Antigua Batı Hint Federasyonuna katıldı. Bu federasyon 1962'de dağıldı ve 1967'de Birleşik Krallık hükümeti, Antigua'ya içişlerinde bağımsızlık veren 1967 Batı Hint Yasası'nı çıkardı. Dışişleri ve savunmadan ise Birleşik Krallık sorumluydu.
1970'lerde başbakan George Walter önderliğinde başlatılan tam bağımsızlık hareketi 1981'de Antigua ve Barbuda'nın bağımsızlık kazanması ile sonuçlandı. Vere Bird bağımsız devletin ilk başbakanı seçildi. Ülke Birleşmiş Milletler, İngiliz Milletler Cemiyeti ve Doğu Karayip Devletleri örgütüne katıldı. 1984 ve 1989 seçimlerini açık ara kazanan Bird ülke yönetiminde sıkı bir kontrol sağladı.


Hint Okyanusu'ndaki 115'in üzerinde adadan oluşan ada ülkesi. Afrika'nın doğusunda, Madagaskar'ın ise kuzeydoğusunda yer almaktadır.
Adaların, 1505 yılında Portekizliler tarafından bulunduğu düşünülmektedir.. 1768'de Fransızlar tarafından işgâl edildi. 1794'te İngiltere yönetimi altına girdi. 1810'da bir İngiliz kolonisiydi. 1814'te Paris Anlaşması'yla tam olarak İngiltere'ye verildi. 1903'te Birleşik Krallık'a bağlı bir koloni hâline geldi. 1976 yılında bağımsızlığını elde etti. Bir yıl sonra askerî bir darbe yapıldı ve France Albert René yönetimi ele geçirdi. 1977'deki darbeden sonraki ilk çok partili seçim 23-26 Temmuz 1992'de yapıldı. Seçimin amacı anayasa taslağını hazırlamakla vazifeli 23 kişilik bir komisyonun üyelerini tespit etmekti. Anayasa teklifi 15 Kasım 1992'de halk oylamasına sunuldu ise de %60 barajını aşamadığı için kabul edilmedi. Seyşeller Tek partili yönetim sistemine dayalı bir cumhuriyettir. 1979 anayasasına göre ülke, tek parti diktatörlüğünde sosyalist bir devlettir. Devlet başkanı 1977'de işbaşına gelen başkan France Albert René'dir (1993).
Ülke ekonomisi esas olarak tarım ve turizme dayanır. Ayrıca tüketim malları ihracatı da önemli bir gelir kaynağıdır. Ülkede yetişen başlıca tarım ürünleri; muz, tatlı patates, manyok ve bunun ürünü nişasta, kokonat ve vanilyadır.
Ülkenin en önemli endüstrisi gıda endüstrisidir. Ayrıca deniz ürünleri önemli bir gelir kaynağıdır. İşçi gücünün %19'u tarımda, %20'si mâdencilik ve inşaatçılıkta, %14'ü kamu sektöründe ve sosyal hizmetlerde, %11'i de lokanta ve hotel işletmeciliğinde istihdam edilir.

Türkiyede internet bağlantısı için ilk çalışmalar EARN ile 1990 yılında başlatılmış 1993 Nisandan itibaren bağlantı sağlanmıştır. Türkiye internete ilk olarak üniversiteler aracılığı ile gerçekleştirilmiş ve ilk bağlantıyı ODTÜ yapmıştır. Bu bağlantının hızı 64kbit/saniye idi. Daha sonra sırasıyla Ege ve Bilkent üniversiteleri bağlantı sağlamışlardır. Üniversiteler aracılığı ile başlayan internet hizmeti daha sonra farklı kurumlar aracılığı ile yaygınlaşmaya günümüze kadar değişik biçimlerde devam etmiştir. 

Türkiye’de toplam 18.049.667 hane var. Yaklaşık 8 milyon hanede (yüzde 43) bilgisayar bulunuyor. BTK’nin son çeyrek raporu toplamda 9 milyondan fazla hanenin genişbant internet abonesi olduğunu gösteriyordu.

Türkiye'de internet bağlantısına sahip hanelerin internet kullanım amaçları şöyle:
Hanelerin internet kullanım amaçları

  1. İnternette gezme/inceleme 87%
  2. Facebook 82%
  3. E-mail 76%
  4. Yazılı mesaj/chat yapma 71%
  5. Müzik/radyo dinleme 67%
  6. Film/video izleme 66%
  7. Haber/gazete okuma 61%
  8. Görüntülü-sesli görüşme 59%
  9. Sesli görüşme 56%
  10. Oyun oynama 55%
  11. Müzik indirme 54%
  12. CD-DVD oyunları 45%
  13. Film/video indirme 44%
  14. TV izleme 41%
  15. Diğer sosyal medya 37%
  16. E-devlet işlemleri 32%
  17. Twitter 31%
  18. Yazılım indirme 29%
  19. İnternetten alışveriş 24%
  20. İnternet bankacılığı 23%
author
Jake Simms
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit, sed diam nonummy nibh euismod tincidunt utlaoreet dolore.